DİĞER DİNLER

Cevapla
MSB
Mesajlar: 2584
Kayıt: Pzr Tem 07, 2019 1:47 pm

DİĞER DİNLER

Mesaj: # 3084Mesaj MSB
Cmt Ara 07, 2019 4:24 pm

Hinduluk ve özellikleri
Hindu dinini biraz incelerseniz, İslamiyet'in ne kadar üstün olduğunu anlamanız daha kolay olacaktır. Hindu dini, çoktanrılı bir dindir. Şu anda Hindistan'da 5 bin tane ilahın varlığına inanılıyor. Bu tanrıların büyük bir kısmı, insandır. Mesela Türkiye'ye gelip de ayağının kirli suyu içilen ve kendisine secde edilen kadın da bir tanrı olarak kabul ediliyor. Evet, bizim gazetecilerden korkup bucak bucak kaçan Şiri Mataji adındaki bu kadına, tanrı diye inanıyorlar. Dahası var, ineklere de kutsal varlık ve tanrısal varlık olarak inanıyorlar. Hindistan'da inekler krallar gibi yaşıyor. Caddenin ortasına yatan bir ineği kimse kaldırmaya cesaret edemez, trafik durur, ineğin kendiliğinden kalkmasını beklerler. Hindu dinine göre, ölen insanlar yeni bedenlerde tekrar dünyaya gelirler.

Şimdi fakir olan kimseler, dünyaya ikinci gelişlerinde zengin olabilirler. O halde ne kadar erken ölürlerse, o kadar dünyaya erken gelebilirler. Hindistan'da yüz milyonlarca insan yemeyip içmeyip miskin miskin yatarak, erken ölmeye çalışıyor. Hindu dinine inanan Hindistan; tam bir miskinler tekkesi halinde, geri kalmış bir açlar ve sefiller ülkesidir. Son yıllarda Hindu dininin sakat ilkelerinden uzaklaşan yeni nesiller, biraz kalkınmaya başladılar. Kısacası Hindu dini ile İslam'ı karşılaştırdığınız zaman; o bir ampul ise, İslam bir güneş gibi görünmektedir. Daha doğrusu, İslam ile Hindu dinini kıyaslamak mümkün değildir. Daha doğrusu İslam o kadar güzel ve o kadar yüce, o kadar akıl ve mantığa uygun ve o kadar insanlık için yararlıdır ki, onu Hindu dini ile kıyaslamak doğru değildir.


MECÛSÎLİK

Mecûsîlik en eski dinlerden biriydi ve Zerdüşt'ün getirdiği dinin bozulmuş şekline verilen addı. Zerdüşt tek Allah yani Ahura Mazda inancını tebliğ etmiş, O'nun seçtiği kimselere ilâhî vahyin geleceğine, meleklere ve ölüm sonrası hayata imanı emretmişti. Zend-Avesta'da (Yaşt, 13, XXVIII, 129) putları kıracak olan Soeşyant adlı birinin geleceği bildirilmektedir. Ancak Zerdüşt'ün tebliğ ettiği tevhid inancı daha sonra hem iyilik hem de kötülük tanrısı olmak üzere iki tanrı inancına (düalizm=seneviyye) dönüşmüş, Tanrı'nın kudret ve kuvvetini temsil ettiğine inanılan ateş yüceltilerek ateş kültü (Mecûsîlik) oluşmuştur.

BRAHMANİZM

Brahmanizm çok tanrılı bir dindir. Gerçekte Brahmanlar tek Tanrı'ya inanmakla birlikte O'nun yaratıkları veya O'nun sıfatları şeklinde de olsa Tanrı'nın birtakım tezahürlerine tapma bunlarda da mevcuttur. Hintliler Tanrı'nın kendisini tarihin her devresinde çeşitli şahsiyetlere bürünerek in- sanlara gösterdiğine inanırlar. Bu hulûl (avatara=enkarnasyon) inancı hem Tanrı'nın bedenleşmesi ve maddî şekillerle tasvirine hem de binlerce ilâhın mevcudiyeti kanaatine yol açmıştır. Diğer taraftan bu dinde mevcut olan kast sistemi, dinin evrensel gereği olan eşitlik ve kardeşlik unsurlarıyla da çelişmektedir ve bu din, kapalı bir din hüviyetindedir. Dışarıdan biri bu dine giremez ve ona mensup olanlar da ebedî bir tenâsüh hali içindedirler. Aslî hüviyetini kaybedip çok tanrıcılığa, Tanrı'nın bedenleşmesi ve tenâsüh inancına sapması ve kast sistemini benimsemesine rağmen Brahmanizm'de de "ileride gelecek, beklenen kimse" inancı vardır.

BUDİZM

Hindistan, Çin ve bütün Uzakdoğu'da yaygın olan ve yine bir milyarı aşkın insanın inandığı Budizm, Hindu dininin içinden bir reaksiyon ve versiyon olarak doğmuştur. İlk dönemlerde Budizm'de ilah yoktur. Kurucusu Buda ilahtan hiç bahsetmemiş, hatta karşı çıkmıştır. Sonraları dini benimseyenler, Buda'nın kendisini ilah olarak kabul etmişlerdir. Şu anda Budist mabetlerinde Buda'nın putları vardır inananları ona ibadet etmektedirler. Budizm'in iki temel özelliğinden söz edebiliriz. - Arzuları terk etmek: Dinin kurucusu Buda, "Acıların kaynağı arzu ve isteklerdir. İnsan arzu ve isteklerini terk ederse acı ve ıstırapları tükenir" diyor. Mesela, bir insan evi olmadığından dolayı çok acı çekiyor, üzülüyor. O kişi ev arzusunu terk ederse, sokakta yatmayı göze alırsa, ev acısı sona erer. O halde mutlu olmak için içimizden doğan bütün arzu ve isteklerimizi terk etmeliymişiz! - Budizm'in ikinci önemli özelliği ise, derin düşünceye dalmak, böylece Nirvana'ya ulaşmak, yani külli varlıkla bütünleşmektir. Onun için de sürekli düşünmek ve yine düşünmek gerekir. Hiç uzağa gitmeye gerek yok, Budizm'in yalnız şu iki ilkesi bile insanın arzularını boğarken gelişme ve medeniyetini de birlikte boğar. Nitekim, Budist halklar sefaletin pençesindedirler. Ancak son yıllarda Budizm'in temel ilkelerinden birtakım tevillerle uzaklaştıkları için belli bir kalkınma ve gelişme yoluna girmeye başlamışlardır.

Budizm Brahmanizm'deki puta tapma inancını reddedip ona karşı çıkmaktan doğmuş bir dindir ve ana din olan Brahmanizm'den birçok esas taşımaktadır. Bir bakıma Brahmanizm'deki putların kırılması yolunda bir reform niteliği taşır. Ancak putlara karşı olan Buda'nın getirdiği din kendi- sinden sonra Buda heykellerine tapma şeklinde putperest bir karaktere bürünmüştür. Buda, hayatın tabii olaylarını bir ıstırap olarak görüyor ve bundan kurtuluşu bütün arzu ve ihtiraslardan uzaklaşmaya bağlıyordu. Bu da onları aşırı riyâzet, nefse ezâ ve hatta dünya hayatının tamamen terkedilmesi gibi aşırılıklara sevkediyordu. Yapısındaki köklü değişiklik ve bozulmalara rağmen Budizm'de de ileride gelecek bir kurtarıcı (Maitreya veya Metteya) müjde ve beklentisi vardır.


SÂBİÎLİK

Sâbiîlik de İslâm'ın geldiği asırda mevcut bir inanç idi. Sâbiîler hicrî ilk yüzyılda müslümanların hâkimiyeti altına girmiş ve onlara zimmîlik statüsü tanınmıştır. Sâbiîler'in oldukça eskiye dayanan bir tarihleri olmakla birlikte nasıl doğduğu, kimin tarafından yayıldığı açık ve net olarak bilinmemektedir. Sâbiîlik’te bir yüce varlık inancı mevcut olmakla birlikte ışık âlemi ile karanlık âlem arasındaki mücadeleye dayanan bir düalizm inancı hâkimdir. Peygamberlik inancının mevcudiyeti tartışmalı olmakla birlikte Hz. Yahyâ'ya büyük önem verilmekte ve kendi peygamberleri olarak açıklanmaktadır. Diğer taraftan Sâbiîler Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. İsâ ve Hz. Muhammed'i kötülük peygamberi, yalancı olarak nitelemektedirler. Özetle denilebilir ki Sâbiîlik orijinal şeklini yitirmiş, zamanla çeşitli inançlar karışmış ve müntesipleri azalmış bir din hüviyetindedir.



islamveihsan.com
takvim.com.tr



Cevapla

“DİĞER DİNLER” sayfasına dön